Çağımızın en büyük problemi cehalet değil.
Bilgiye ulaşmak artık zor değil. Birkaç saniye içinde kütüphaneler cebimize sığıyor.
Asıl problem şu: Bilgi derinliği olmadan kanaat üretme cesareti.
Herkes her konuda konuşuyor. Ekonomi, din, psikoloji, siyaset, eğitim… Bir başlık görmemiz yetiyor; iki paragraf okumadan hüküm veriyoruz. Oysa bir meseleyi anlamak, ona maruz kalmakla değil; onunla düşünsel temas kurmakla mümkündür.
Derinlik emek ister. Sabır ister. Çelişkileri taşımayı ister.
Ama yüzey konforludur.
Yüzeyde slogan vardır.
Derinde kavram vardır.
Yüzeyde tepki vardır.
Derinde analiz vardır.
Yüzeyde “haklılık” duygusu vardır.
Derinde ise çoğu zaman belirsizlik ve tevazu.
Bugün birçok tartışma bu yüzden kısır döngüye giriyor. Kavramları bilmeden kavga ediyoruz. Terimleri anlamadan hüküm veriyoruz. Bir kelimeye takılıyor, arkasındaki tarihsel, felsefî ve sosyolojik arka planı görmezden geliyoruz.
Oysa düşünce geleneği bize başka bir şey öğretir:
Hızlı hüküm, sığ aklın refleksidir.
Derinlik, insanı yavaşlatır.
Yavaşlamak ise modern çağın en zor eylemidir.
Bir konuyu gerçekten anlamak için en az üç şeyi yapmak gerekir:
Kavramları yerli yerine oturtmak
Karşıt görüşü en güçlü hâliyle anlamak
Kendi pozisyonunun sınırlarını görmek
Bunları yapmadan konuşmak, fikir üretmek değil; ses üretmektir.
Ne yazık ki sosyal medya düzeni sesleri ödüllendiriyor, düşünceyi değil. Sert cümleler alkış alıyor; nüanslı analizler sıkıcı bulunuyor. Oysa medeniyetler sloganlarla değil, derinlikle kurulur.
Derinlik aynı zamanda ahlâkî bir meseledir.
Bilmeden hüküm vermek, zihinsel bir sorumsuzluktur. Çünkü her yorum bir etki üretir. Toplumsal iklimi şekillendirir. İnsanların inançlarını, umutlarını, güven duygularını etkiler.
Yüzeysel düşünce kutuplaştırır.
Derin düşünce anlamaya çalışır.
Yüzey “ya hep ya hiç” der.
Derinlik “hem-hem de” diyebilir.
Bu yüzden asıl mesele çok konuşmak değil; yerinde ve temelli konuşmaktır. Her konu hakkında fikrimiz olmak zorunda değil. Bazen en güçlü entelektüel tavır, susup öğrenmektir.
Çünkü bilgi derinliği, insanı daha mütevazı yapar.
Bilmeyen kesin konuşur.
Bilen ihtiyatlıdır.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla ses değil; daha fazla derinliktir.
Belki de yeniden şunu öğrenmeliyiz:
Bir meseleye bakmak başka,
onu anlamak bambaşkadır.
Ve anlamadan yorum yapmak,
hakikate değil, sadece kendimize hizmet eder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Süleyman KARATAŞ
Yüzeyden Bakmanın Konforu
Yüzeyden Bakmanın Konforu
Çağımızın en büyük problemi cehalet değil.
Bilgiye ulaşmak artık zor değil. Birkaç saniye içinde kütüphaneler cebimize sığıyor.
Asıl problem şu: Bilgi derinliği olmadan kanaat üretme cesareti.
Herkes her konuda konuşuyor. Ekonomi, din, psikoloji, siyaset, eğitim… Bir başlık görmemiz yetiyor; iki paragraf okumadan hüküm veriyoruz. Oysa bir meseleyi anlamak, ona maruz kalmakla değil; onunla düşünsel temas kurmakla mümkündür.
Derinlik emek ister. Sabır ister. Çelişkileri taşımayı ister.
Ama yüzey konforludur.
Yüzeyde slogan vardır.
Derinde kavram vardır.
Yüzeyde tepki vardır.
Derinde analiz vardır.
Yüzeyde “haklılık” duygusu vardır.
Derinde ise çoğu zaman belirsizlik ve tevazu.
Bugün birçok tartışma bu yüzden kısır döngüye giriyor. Kavramları bilmeden kavga ediyoruz. Terimleri anlamadan hüküm veriyoruz. Bir kelimeye takılıyor, arkasındaki tarihsel, felsefî ve sosyolojik arka planı görmezden geliyoruz.
Oysa düşünce geleneği bize başka bir şey öğretir:
Hızlı hüküm, sığ aklın refleksidir.
Derinlik, insanı yavaşlatır.
Yavaşlamak ise modern çağın en zor eylemidir.
Bir konuyu gerçekten anlamak için en az üç şeyi yapmak gerekir:
Kavramları yerli yerine oturtmak
Karşıt görüşü en güçlü hâliyle anlamak
Kendi pozisyonunun sınırlarını görmek
Bunları yapmadan konuşmak, fikir üretmek değil; ses üretmektir.
Ne yazık ki sosyal medya düzeni sesleri ödüllendiriyor, düşünceyi değil. Sert cümleler alkış alıyor; nüanslı analizler sıkıcı bulunuyor. Oysa medeniyetler sloganlarla değil, derinlikle kurulur.
Derinlik aynı zamanda ahlâkî bir meseledir.
Bilmeden hüküm vermek, zihinsel bir sorumsuzluktur. Çünkü her yorum bir etki üretir. Toplumsal iklimi şekillendirir. İnsanların inançlarını, umutlarını, güven duygularını etkiler.
Yüzeysel düşünce kutuplaştırır.
Derin düşünce anlamaya çalışır.
Yüzey “ya hep ya hiç” der.
Derinlik “hem-hem de” diyebilir.
Bu yüzden asıl mesele çok konuşmak değil; yerinde ve temelli konuşmaktır. Her konu hakkında fikrimiz olmak zorunda değil. Bazen en güçlü entelektüel tavır, susup öğrenmektir.
Çünkü bilgi derinliği, insanı daha mütevazı yapar.
Bilmeyen kesin konuşur.
Bilen ihtiyatlıdır.
Bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla ses değil; daha fazla derinliktir.
Belki de yeniden şunu öğrenmeliyiz:
Bir meseleye bakmak başka,
onu anlamak bambaşkadır.
Ve anlamadan yorum yapmak,
hakikate değil, sadece kendimize hizmet eder.