Her yıl aynı sahne… Takvimler bahara yaklaşırken evlerdeki hava değişir. Konuşmalar kısalır, beklentiler büyür, sessizlikler çoğalır. Çünkü gündemde o var: Liselere Geçiş Sistemi (LGS)
Ama durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten sınav mı bu kadar büyük, yoksa biz mi büyütüyoruz?
Bir çocuğun odasına girdiğinizde sadece ders kitaplarını değil, görünmeyen bir yükü de görürsünüz. O yük; beklentiler, kıyaslamalar, “ya olmazsa” korkuları ve çoğu zaman sevgiyle karışmış baskıdır. İşte sınav kaygısı dediğimiz şey tam da burada başlar.
Oysa kaygı düşman değildir. Doğru yönetildiğinde öğrenciyi diri tutar, motive eder. Ama kontrolsüz kaldığında, en iyi hazırlanan öğrencinin bile elini ayağını bağlar. Sorun kaygının varlığı değil, onunla kurduğumuz ilişkidir.
Bugün birçok öğrenci sınava değil, beklentileri karşılayamamaya hazırlanıyor.
“Ya kazanamazsam?” sorusu, “Ne biliyorum?” sorusunun önüne geçiyor.
Ve ne yazık ki bu noktada bilgi değil, korku belirleyici oluyor.
Burada en büyük sorumluluk kime düşüyor biliyor musunuz?
Velilere…
Çünkü çocuklar söylenenlerden çok, hissettirileni taşır.
“Çalıştın mı?” sorusu kadar,
“İyi misin?” sorusu da önemlidir.
Sürekli hatırlatılan dersler, yapılan kıyaslamalar, dile getirilmese bile hissedilen hayal kırıklığı… Bunların her biri çocuğun zihninde büyüyen bir baskıya dönüşür. Oysa bir cümle her şeyi değiştirebilir:
“Ne olursa olsun, biz senin yanındayız.”
Bu cümle, bir çocuğun kaygısını azaltır, özgüvenini artırır ve en önemlisi onu insan olarak değerli hissettirir.
Peki öğrenciler ne yapmalı?
Öncelikle şunu kabul etmeli: Kaygı normaldir.
Ama yönetilebilir.
Nefesini kontrol eden, düşüncelerini yeniden şekillendiren, planlı ama kendine nefes alanı bırakan bir öğrenci; kaygının altında ezilmez, onu yönlendirir.
“Yapamayacağım” yerine “Deneyeceğim” diyebilen bir zihin,
yarışa bir adım önde başlar.
Deneme sınavlarını bir yargı değil, bir yol haritası olarak görmek…
Kendini başkalarıyla değil, dünkü haliyle kıyaslamak…
Sosyal medyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi sesini duymak…
İşte gerçek farkı yaratanlar bunlardır.
Ve en kritik gerçek:
Bu sınav, hayatın tamamı değildir.
Evet, bir kapı açabilir. Ama kapanan bir kapı, her zaman başka bir kapının varlığını da gösterir. Hayat tek bir sınavdan ibaret olacak kadar dar değildir.
Son söz hem öğrencilere hem velilere:
Sınavlar geçer.
Puanlar unutulur.
Ama bu süreçte kurulan ilişkiler, söylenen sözler ve hissettirilen duygular kalır.
Bir çocuğa bırakılacak en büyük miras,
başarı baskısı değil,
koşulsuz güvendir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Süleyman KARATAŞ
Sınav mı Büyük, Biz mi Büyütüyoruz?
Sınav mı Büyük, Biz mi Büyütüyoruz?
Her yıl aynı sahne… Takvimler bahara yaklaşırken evlerdeki hava değişir. Konuşmalar kısalır, beklentiler büyür, sessizlikler çoğalır. Çünkü gündemde o var: Liselere Geçiş Sistemi (LGS)
Ama durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Gerçekten sınav mı bu kadar büyük, yoksa biz mi büyütüyoruz?
Bir çocuğun odasına girdiğinizde sadece ders kitaplarını değil, görünmeyen bir yükü de görürsünüz. O yük; beklentiler, kıyaslamalar, “ya olmazsa” korkuları ve çoğu zaman sevgiyle karışmış baskıdır. İşte sınav kaygısı dediğimiz şey tam da burada başlar.
Oysa kaygı düşman değildir. Doğru yönetildiğinde öğrenciyi diri tutar, motive eder. Ama kontrolsüz kaldığında, en iyi hazırlanan öğrencinin bile elini ayağını bağlar. Sorun kaygının varlığı değil, onunla kurduğumuz ilişkidir.
Bugün birçok öğrenci sınava değil, beklentileri karşılayamamaya hazırlanıyor.
“Ya kazanamazsam?” sorusu, “Ne biliyorum?” sorusunun önüne geçiyor.
Ve ne yazık ki bu noktada bilgi değil, korku belirleyici oluyor.
Burada en büyük sorumluluk kime düşüyor biliyor musunuz?
Velilere…
Çünkü çocuklar söylenenlerden çok, hissettirileni taşır.
“Çalıştın mı?” sorusu kadar,
“İyi misin?” sorusu da önemlidir.
Sürekli hatırlatılan dersler, yapılan kıyaslamalar, dile getirilmese bile hissedilen hayal kırıklığı… Bunların her biri çocuğun zihninde büyüyen bir baskıya dönüşür. Oysa bir cümle her şeyi değiştirebilir:
“Ne olursa olsun, biz senin yanındayız.”
Bu cümle, bir çocuğun kaygısını azaltır, özgüvenini artırır ve en önemlisi onu insan olarak değerli hissettirir.
Peki öğrenciler ne yapmalı?
Öncelikle şunu kabul etmeli: Kaygı normaldir.
Ama yönetilebilir.
Nefesini kontrol eden, düşüncelerini yeniden şekillendiren, planlı ama kendine nefes alanı bırakan bir öğrenci; kaygının altında ezilmez, onu yönlendirir.
“Yapamayacağım” yerine “Deneyeceğim” diyebilen bir zihin,
yarışa bir adım önde başlar.
Deneme sınavlarını bir yargı değil, bir yol haritası olarak görmek…
Kendini başkalarıyla değil, dünkü haliyle kıyaslamak…
Sosyal medyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi sesini duymak…
İşte gerçek farkı yaratanlar bunlardır.
Ve en kritik gerçek:
Bu sınav, hayatın tamamı değildir.
Evet, bir kapı açabilir. Ama kapanan bir kapı, her zaman başka bir kapının varlığını da gösterir. Hayat tek bir sınavdan ibaret olacak kadar dar değildir.
Son söz hem öğrencilere hem velilere:
Sınavlar geçer.
Puanlar unutulur.
Ama bu süreçte kurulan ilişkiler, söylenen sözler ve hissettirilen duygular kalır.
Bir çocuğa bırakılacak en büyük miras,
başarı baskısı değil,
koşulsuz güvendir.