Geçtiğimiz öğleden sonra, Varsaklılar Derneği’nin düzenlediği kültürel gezi için Antalya’nın Kepez ilçesinin arka tepelerine doğru yol aldık. Günün hafif serinliği ve güneşin yumuşak ışıkları eşliğinde dernek üyeleriyle tanıştık; sohbetler içten, kahkahalar samimiydi. Masada yenilen taze balık ekmekler, etkinliğe ayrı bir sıcaklık kattı ve topluluğu birbirine bağladı.
Ardından topluca Lyrboton Kome Arkeopark Alanı’na yürüdük. Rehberliğimizi, Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Göç ve ben üstlendik. Taş patikalar arasında ilerlerken antik köyün çok katmanlı tarihini görme şansı bulduk:
• Zeytinyağı işlikleri, antik dönemin üretim ve ekonomik faaliyetlerini gözler önüne seriyordu.
• Anti Roma dönemine ait hamamlar, toplumun günlük yaşam ve sosyal örgütlenmesine dair izler taşıyordu.
• Anıt mezarlar, buranın sadece üretim merkezi değil; aynı zamanda bir kült ve anma mekânı olduğunu hatırlatıyordu.
• Roma döneminden kalma zeytin ağaçları, binlerce yılın hafızasını, doğa ve insanın iç içe geçmiş tarihini simgeliyordu.
Bu çeşitlilik, Lyrboton Kome’yi sadece bir arkeolojik alan değil, zaman içinde yaşayan, farklı uygarlıkların izlerini taşıyan bir tarih müzesi hâline getiriyordu.
Gezide dikkatimi çeken bir diğer konu, antik kentin içerisinden geçen araba ve motorlu araçların varlığıydı. Tarihin sessiz taşlarına giren motorlu taşıtların titreşimleri ve egzoz gazları, hem taş yapılar hem de antik zeytin ağaçları için ciddi bir risk oluşturuyor. Bu nedenle bu tür alanlara motorlu araçların girişinin sınırlandırılması veya tamamen yasaklanması gerektiğini düşünüyorum; tarih, bizim dikkatsizliğimizle zarar görmeyecek kadar değerli.
Gezinin en anlamlı anlarından biri, her yaştan ve lisans eğitimini tamamlamış Varsaklı gençlerle bir araya gelmemizdi. Onlarla birlikte yaptığımız yürüyüş, yalnızca taşların ve işliklerin arasında adım atmak değildi; gençliğin bu kültürel mirasa sahip çıkmasının canlı bir göstergesiydi. Onların merakı, soruları ve dikkatle dinlemeleri, geleceğe yönelik umut verici bir tablo oluşturuyordu. Çünkü tarih, sadece taş ve topraktan ibaret değil; onu sahiplenen, yaşayan ve aktaran bir toplumun bilinciyle anlam kazanıyor.
Taşların üzerindeki kesikler ve tahribat izleri, definecilerin bıraktığı boşluklar hâlâ geçmişin kırılganlığını hatırlatıyordu. Ancak arkeopark olarak düzenlenmiş alan, bu yaraları onarmak için gösterilen çabanın ve kolektif bilincin sembolü hâline gelmişti. Bu uyarılar, hem bireysel hem toplumsal sorumluluğu hatırlatıyor.
Gezinin sonunda tepeden aşağıya baktığımızda, Antalya’nın modern yüzü ve antik köyün sessiz taşları arasında görünmez bir köprü kuruldu. Bu köprü yalnızca zaman içinde değil, insan, doğa ve kültür arasında da bir bağ oluşturuyordu. Lyrboton Kome, geçmişle bugünü birleştiren, toplumsal farkındalığı güçlendiren sessiz ama etkili bir öğretmendi.
Bu gezi, Antalya’nın sadece deniz ve güneşin şehri olmadığını; binlerce yıllık üretim kültürünün, toplumsal dayanışmanın ve tarihsel emeğin de şehri olduğunu gösterdi. Gençlerin ve dernek üyelerinin bu mirasa sahip çıkması, şehrin geleceğine dair umutlarımızı güçlendiriyor. Eğer biz bu köprüyü korur, motorlu araçların girmesini engeller ve gençlerle birlikte güçlendirirsek, Antalya yalnızca turizmle değil, kültür ve toplumsal bilinçle de zenginleşecektir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Süleyman KARATAŞ
Lyrboton Kome’de Zamanın Sessiz Tanıkları
Geçtiğimiz öğleden sonra, Varsaklılar Derneği’nin düzenlediği kültürel gezi için Antalya’nın Kepez ilçesinin arka tepelerine doğru yol aldık. Günün hafif serinliği ve güneşin yumuşak ışıkları eşliğinde dernek üyeleriyle tanıştık; sohbetler içten, kahkahalar samimiydi. Masada yenilen taze balık ekmekler, etkinliğe ayrı bir sıcaklık kattı ve topluluğu birbirine bağladı.
Ardından topluca Lyrboton Kome Arkeopark Alanı’na yürüdük. Rehberliğimizi, Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Ahmet Göç ve ben üstlendik. Taş patikalar arasında ilerlerken antik köyün çok katmanlı tarihini görme şansı bulduk:
• Zeytinyağı işlikleri, antik dönemin üretim ve ekonomik faaliyetlerini gözler önüne seriyordu.
• Anti Roma dönemine ait hamamlar, toplumun günlük yaşam ve sosyal örgütlenmesine dair izler taşıyordu.
• Anıt mezarlar, buranın sadece üretim merkezi değil; aynı zamanda bir kült ve anma mekânı olduğunu hatırlatıyordu.
• Roma döneminden kalma zeytin ağaçları, binlerce yılın hafızasını, doğa ve insanın iç içe geçmiş tarihini simgeliyordu.
Bu çeşitlilik, Lyrboton Kome’yi sadece bir arkeolojik alan değil, zaman içinde yaşayan, farklı uygarlıkların izlerini taşıyan bir tarih müzesi hâline getiriyordu.
Gezide dikkatimi çeken bir diğer konu, antik kentin içerisinden geçen araba ve motorlu araçların varlığıydı. Tarihin sessiz taşlarına giren motorlu taşıtların titreşimleri ve egzoz gazları, hem taş yapılar hem de antik zeytin ağaçları için ciddi bir risk oluşturuyor. Bu nedenle bu tür alanlara motorlu araçların girişinin sınırlandırılması veya tamamen yasaklanması gerektiğini düşünüyorum; tarih, bizim dikkatsizliğimizle zarar görmeyecek kadar değerli.
Gezinin en anlamlı anlarından biri, her yaştan ve lisans eğitimini tamamlamış Varsaklı gençlerle bir araya gelmemizdi. Onlarla birlikte yaptığımız yürüyüş, yalnızca taşların ve işliklerin arasında adım atmak değildi; gençliğin bu kültürel mirasa sahip çıkmasının canlı bir göstergesiydi. Onların merakı, soruları ve dikkatle dinlemeleri, geleceğe yönelik umut verici bir tablo oluşturuyordu. Çünkü tarih, sadece taş ve topraktan ibaret değil; onu sahiplenen, yaşayan ve aktaran bir toplumun bilinciyle anlam kazanıyor.
Taşların üzerindeki kesikler ve tahribat izleri, definecilerin bıraktığı boşluklar hâlâ geçmişin kırılganlığını hatırlatıyordu. Ancak arkeopark olarak düzenlenmiş alan, bu yaraları onarmak için gösterilen çabanın ve kolektif bilincin sembolü hâline gelmişti. Bu uyarılar, hem bireysel hem toplumsal sorumluluğu hatırlatıyor.
Gezinin sonunda tepeden aşağıya baktığımızda, Antalya’nın modern yüzü ve antik köyün sessiz taşları arasında görünmez bir köprü kuruldu. Bu köprü yalnızca zaman içinde değil, insan, doğa ve kültür arasında da bir bağ oluşturuyordu. Lyrboton Kome, geçmişle bugünü birleştiren, toplumsal farkındalığı güçlendiren sessiz ama etkili bir öğretmendi.
Bu gezi, Antalya’nın sadece deniz ve güneşin şehri olmadığını; binlerce yıllık üretim kültürünün, toplumsal dayanışmanın ve tarihsel emeğin de şehri olduğunu gösterdi. Gençlerin ve dernek üyelerinin bu mirasa sahip çıkması, şehrin geleceğine dair umutlarımızı güçlendiriyor. Eğer biz bu köprüyü korur, motorlu araçların girmesini engeller ve gençlerle birlikte güçlendirirsek, Antalya yalnızca turizmle değil, kültür ve toplumsal bilinçle de zenginleşecektir.