Başlangıç olarak, Roma ve Pers devletlerinden ve Arabların da cahiliyet devrelerinden itibaren zamanımıza kadar devam edegelen «egoizm» yahud «monizm» yahud «dualizm» yahud «nefiyye»fikir ve inançları binnetice İslam kardeşliğini engellemektedir.
Hasedleşmek, menfaatperestlik, riyâseti sevmek, başkalarına zulmetmek, güç ve serveti elde etmek, bulunan güçle lezzeti ve menfaatleri yalnız şahsına tahsis etmek âdeti, dünya işlerinde rekabet, müşteriyi kızıştırmak, gizli hilelerle aldatmak ve dolayısıyla gizlide kin ve düşmanlık yapmak, hepsi İslam kardeşliğini ihlal eden egoizm inancının dallarıdır. Özellikle maddeye düşkünlük, İslam kardeşliğini yıkan, imanı da zehirleyen gaz bombası gibidir. Onun için bütün Müslümanların, bu tip şerlerden korunmaları farzdır. Aksi takdirde bilmeyerek dahi olsa egoizm sebebiyle Mü'min kendi imanını yıkmış olabilir.Egoizm yani bencillik ve menfaati sadece şahsına tahsis etmek usûlü; manevî değerleri de kırar. Binnetice maddeye taptırır yahud aksine a'zamî ruhaniyete kıymet vermeye sebeb olur. Bu hastalığa yakalanan kimse ya maddeyi yahud da mücerred zannını ve nefsini, ruhunu her şeyin üstüne çıkarır; işte o zaman belasını bulur; Allah'tan başkasına tapmaya maruz kalır. Buna enâniyet denilmekte ve şu hadis-i şerîflerle reddolunmaktadır:"Kıyamet gününde fakirlerden dolayı yazıklar olsun menfaati şahsına tahsis eden zenginlere! Fakirler: "Ey Rabb'imiz! Onların üzerine farz kılmış olduğun haklarımıza tecavüz ettiler = zekat vermediler." derler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle de: "İzzetim ve Celâlim'e andolsun; sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım." diye buyurur." Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Gerçek iman sahibi o zenginlerdir ki, mallarında gerek dilenen ve gerekse iffetini koruyan müstehaklar için belli hak vardır." mealindeki ayet-i kerîmeyi okudular.Dînimizde enâniyet = bencillikle bildirilen egoizm inancı bir insanda olursa, o insan, namusu, mukaddesatı, dîni, millî şeref ve serveti dahi şahsına feda eder. Onun için yukarıdaki hadîs-i şerîflerle reddedildi.Egoizme giren zengin veyahud reisin kalbinden merhamet duygusu silinir, vurgunculuk ve istifçilik zihniyeti dimağına hakim olur. Artık fırsatı ele geçiren, zayıfı zavallıyı ezip geçer, sömürür ve sömürmeyi de kahramanlık inanır, hatta onunla iftihar eder. Bunun için "Elbette fakirler, aç kaldıkları, çıplak kaldıkları zamanda, -Müslüman zenginlerinin kendilerine yapacakları bağış sebebiyle fakirlik meşakkatinde bırakılamaz = belasıyla başbaşa kalamaz." diye buyruldu. Zira bu hastalığa yakalananlar, ya sınıf ayrılıklarını alevlendirir ya da zümrelerin saltanatlarını sürdürürler. Hatta toplumsal hayattaki sınıfları kaldırma yahud birçok sınıfları oluşturma mücadelesi, egoistlerin zihinlerine göre ibadettir.
Maatteessüf çok eski olan bu zihniyet, bizim zamanımızda baş gösterip, maddecilik yani yalnız dünya menfaatine, yalnız cesede değer vermek inancı tekrar yerleşiyor. Yerleştikçe de İslam kardeşliğindeki merhamet, şefkat ve îsârı yani diğerkâmlık hasletini, yardımlaşmayı, dayanışmayı, tanışmayı yıkıyor, dolayısıyla İslam binasına bataryalarını yöneltiyor. Maatteessüf, bu kanser hastalığına yakalanan rüşvetçi memurlar, sahte âmirler, sömürücü tüccarlar, taklitci ve cahil sûfiler, maaşçı bilginler, yalancı liderler, paracı doktorlar, şöhret peşine düşüp, Avrupa'ya halîfelik yapmaktadırlar. Böylece halîfelik yapanlar ve Avrupa hayranı olan profesörler, Allah'ın ayetlerini bile kendi heva ve heveslerine uyduruyorlar. Ayakta bevl eden imamlar ve yanlış mesaj veren yazarlar, masum neslimize musallat olmaktadırlar... Bu zavallı kuşları dinlerinden, dillerinden, gerçek ilimden, fıtrat ve asâletlerinde mevcud olan kültürden uzaklaştırmakta, âciz bırakmaktadırlar. Kimisi tefeci, kimisi deveci ve kimisi kimisi... Her biri deyim bulamadığımız felaketlere uğruyorlar...
Elbette din ve vatan uğrunda ilmi, malı, canı ve servetiyle, riyâset ve varlığıyla şeref dairesinde fedakârlıkta bulunup, neslimize dosdoğru yol gösteren Müslüman kardeşlerimizi egoizmin her cihetinden tenzih ederiz. Ve onlardan kıskanmaksızın, Allah onlara yardımcı olsun, böyleler çoğalsın, deriz.
Nasıl ki, necasetten ve hadesten paklanmak yani abdest almak namazın şartı ise, öylece «egoizm», «monizm» ve «dualizm» mikroplarından da kalbi temizlemek de iman kardeşliğinin şartıdır.İman ve İslam, kardeşliği teşmil, kardeşlik ise imanı kemalata erdirir. Allah'ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetini, bu felaketlerden sakındırarak şöyle buyurur:Birbirinize buğz etmeyin,birbirinize hased etmeyin,birbirinize sırt çevirmeyin.Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir Müslümanın kardeşini üç gün üç geceden fazla terk etmesi helal değildir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İsmail TOZLU
EGOİZM İSLAM KARDEŞLİĞİNİ ENGELLER
EGOİZM İSLAM KARDEŞLİĞİNİ ENGELLER
Başlangıç olarak, Roma ve Pers devletlerinden ve Arabların da cahiliyet devrelerinden itibaren zamanımıza kadar devam edegelen «egoizm» yahud «monizm» yahud «dualizm» yahud «nefiyye»fikir ve inançları binnetice İslam kardeşliğini engellemektedir.
Hasedleşmek, menfaatperestlik, riyâseti sevmek, başkalarına zulmetmek, güç ve serveti elde etmek, bulunan güçle lezzeti ve menfaatleri yalnız şahsına tahsis etmek âdeti, dünya işlerinde rekabet, müşteriyi kızıştırmak, gizli hilelerle aldatmak ve dolayısıyla gizlide kin ve düşmanlık yapmak, hepsi İslam kardeşliğini ihlal eden egoizm inancının dallarıdır. Özellikle maddeye düşkünlük, İslam kardeşliğini yıkan, imanı da zehirleyen gaz bombası gibidir. Onun için bütün Müslümanların, bu tip şerlerden korunmaları farzdır. Aksi takdirde bilmeyerek dahi olsa egoizm sebebiyle Mü'min kendi imanını yıkmış olabilir.Egoizm yani bencillik ve menfaati sadece şahsına tahsis etmek usûlü; manevî değerleri de kırar. Binnetice maddeye taptırır yahud aksine a'zamî ruhaniyete kıymet vermeye sebeb olur. Bu hastalığa yakalanan kimse ya maddeyi yahud da mücerred zannını ve nefsini, ruhunu her şeyin üstüne çıkarır; işte o zaman belasını bulur; Allah'tan başkasına tapmaya maruz kalır. Buna enâniyet denilmekte ve şu hadis-i şerîflerle reddolunmaktadır:"Kıyamet gününde fakirlerden dolayı yazıklar olsun menfaati şahsına tahsis eden zenginlere! Fakirler: "Ey Rabb'imiz! Onların üzerine farz kılmış olduğun haklarımıza tecavüz ettiler = zekat vermediler." derler. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle de: "İzzetim ve Celâlim'e andolsun; sizi yaklaştıracağım, onları uzaklaştıracağım." diye buyurur." Sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Gerçek iman sahibi o zenginlerdir ki, mallarında gerek dilenen ve gerekse iffetini koruyan müstehaklar için belli hak vardır." mealindeki ayet-i kerîmeyi okudular.Dînimizde enâniyet = bencillikle bildirilen egoizm inancı bir insanda olursa, o insan, namusu, mukaddesatı, dîni, millî şeref ve serveti dahi şahsına feda eder. Onun için yukarıdaki hadîs-i şerîflerle reddedildi.Egoizme giren zengin veyahud reisin kalbinden merhamet duygusu silinir, vurgunculuk ve istifçilik zihniyeti dimağına hakim olur. Artık fırsatı ele geçiren, zayıfı zavallıyı ezip geçer, sömürür ve sömürmeyi de kahramanlık inanır, hatta onunla iftihar eder. Bunun için "Elbette fakirler, aç kaldıkları, çıplak kaldıkları zamanda, -Müslüman zenginlerinin kendilerine yapacakları bağış sebebiyle fakirlik meşakkatinde bırakılamaz = belasıyla başbaşa kalamaz." diye buyruldu. Zira bu hastalığa yakalananlar, ya sınıf ayrılıklarını alevlendirir ya da zümrelerin saltanatlarını sürdürürler. Hatta toplumsal hayattaki sınıfları kaldırma yahud birçok sınıfları oluşturma mücadelesi, egoistlerin zihinlerine göre ibadettir.
Maatteessüf çok eski olan bu zihniyet, bizim zamanımızda baş gösterip, maddecilik yani yalnız dünya menfaatine, yalnız cesede değer vermek inancı tekrar yerleşiyor. Yerleştikçe de İslam kardeşliğindeki merhamet, şefkat ve îsârı yani diğerkâmlık hasletini, yardımlaşmayı, dayanışmayı, tanışmayı yıkıyor, dolayısıyla İslam binasına bataryalarını yöneltiyor. Maatteessüf, bu kanser hastalığına yakalanan rüşvetçi memurlar, sahte âmirler, sömürücü tüccarlar, taklitci ve cahil sûfiler, maaşçı bilginler, yalancı liderler, paracı doktorlar, şöhret peşine düşüp, Avrupa'ya halîfelik yapmaktadırlar. Böylece halîfelik yapanlar ve Avrupa hayranı olan profesörler, Allah'ın ayetlerini bile kendi heva ve heveslerine uyduruyorlar. Ayakta bevl eden imamlar ve yanlış mesaj veren yazarlar, masum neslimize musallat olmaktadırlar... Bu zavallı kuşları dinlerinden, dillerinden, gerçek ilimden, fıtrat ve asâletlerinde mevcud olan kültürden uzaklaştırmakta, âciz bırakmaktadırlar. Kimisi tefeci, kimisi deveci ve kimisi kimisi... Her biri deyim bulamadığımız felaketlere uğruyorlar...
Elbette din ve vatan uğrunda ilmi, malı, canı ve servetiyle, riyâset ve varlığıyla şeref dairesinde fedakârlıkta bulunup, neslimize dosdoğru yol gösteren Müslüman kardeşlerimizi egoizmin her cihetinden tenzih ederiz. Ve onlardan kıskanmaksızın, Allah onlara yardımcı olsun, böyleler çoğalsın, deriz.
Nasıl ki, necasetten ve hadesten paklanmak yani abdest almak namazın şartı ise, öylece «egoizm», «monizm» ve «dualizm» mikroplarından da kalbi temizlemek de iman kardeşliğinin şartıdır.İman ve İslam, kardeşliği teşmil, kardeşlik ise imanı kemalata erdirir. Allah'ın Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, ümmetini, bu felaketlerden sakındırarak şöyle buyurur:Birbirinize buğz etmeyin,birbirinize hased etmeyin,birbirinize sırt çevirmeyin.Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir Müslümanın kardeşini üç gün üç geceden fazla terk etmesi helal değildir.