SON DAKİKA
Hava Durumu

VARSAK’TA RAMAZAN

Yazının Giriş Tarihi: 25.03.2026 16:45
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.03.2026 16:46

VARSAK’TA RAMAZAN

“Nerede o eski Ramazanlar?” deyip sosyal medyada birkaç yaşlı adamın fotoğrafının altına yazılan yazılar gibi bir yazı olsun istemedim. Yazdıklarım, zamanında tamamen gerçek yaşanmış hikâyelerdir.

Ben 1973 doğumluyum. Hâliyle iki kez yaz orucunu, ikinci kez de kış orucunu gören birisi olarak sizleri biraz maziye götürmek istiyorum.

Farz edelim yıl 1992 veya 1993. Varsak Belediyesi aktif, nüfus yaklaşık 6.000 civarında. Yerli Varsaklı oranı neredeyse %90. Varsak belediyelik bir yer ve başkan da 1989 yerel seçimlerini kazanan Hüseyin Ayanoğlu.

1992 yılında mahalle sayısı 4’ten 8’e çıkarılmıştı. Hâliyle Orta Mahalle, Demirel ve Menderes mahalleleri olmak üzere Şelale Mahallesi ikiye ayrılmış; Zeytinlik, Karşıyaka’dan Ayanoğlu ve Kayadibi’nden (Esentepe) Altıayak mahalleleri bölünerek yeni mahalleler oluşmuştu.

O yıllar Varsak’ta seracılığın ve hayvancılığın zirve yaptığı, insanların birbirini tanıdığı yıllardı.

Ramazan ayı ise 1993’te Şubat sonuna, 1994’te Şubat ortasına denk gelmişti. Şimdiki gibi her yer kafe ve lokanta değildi. Ortalık çok bakirdi ama bir o kadar da neşeli ve güzel yıllardı.

İlk teravihin kılınacağı akşam, bütün kahvelerdeki oyun takımları 30 gün boyunca görünmeyecek bir yere kaldırılırdı. Zaten gündüz açık kahvehane yoktu. Akşamları ise teravih cemaatine çay ikram edilmek üzere köyde sadece 3–5 kahve açık olurdu.

Orta Mahalle Camii yakınında Ak Halil’in kahvesini rahmetli Osman Amca işletirdi. Aktoprak’ta Sarıoğlan’ın Hasan’ın kahvesi ve Mersinli Himmet’in kahvesi çayı ve muhabbetiyle meşhur kahvelerdi.

Öte yandan lokantalar, Ramazan ayı dolayısıyla kapılarına bir gün önceden “Ramazan sebebiyle kapalıyız” yazılarını asarlardı.

İlk teravih namazından itibaren en hızlı teravih kıldıran cami imamı ve cemaati akşam çay sohbetlerinin konusu olurdu. Hızlı kıldırıp kıldırmadığını tespit etmek için “güneş müftüleri” dediğimiz kişiler iddia edilen camiye gidip teravihi orada kılar, sonra hükmü verirlerdi.

Sonuçta herkes kendi hocasına sahip çıkar, bayram geldiğinde de herkes:

“En hızlı teravihi bizim hoca kıldırdı.” derdi.

Sonra seneye Ramazan’a kadar bu mesele tarihin tozlu raflarına kaldırılırdı.

Oruç tutmayanlara pek hoş bakılmazdı. Mahalle baskısı zirve yapmış durumdaydı. Oruç tutmayan birinin alenen yiyip içmesi ya da sigara içmesi büyük cesaret isterdi. Bu yüzden tutmayan ya da tutamayan kişiler iftar vaktine kadar çarşıya pek gelemezdi. Gelse bile rahat rahat gezemezdi.

Hasta olanlar bile evinde gizlice yer içerdi.

Yani tam manasıyla 7’den 70’e herkes orucunu tutar, teravih namazını da kılardı. Hatta teravihi “tulum çıkarmak” (30 gün boyunca cemaatle kılmak) için genç yaşlı herkes arasında adeta bir yarış olurdu.

Havaların soğukluğundan konuşulur, iftarda hangi yemeğin nasıl yendiği anlatılır, ilk sigaradan sonra başın dönmesi konuşulur, çaylar içilir ve şu meşhur söz söylenirdi:

“Çay sigara olmasa 360 gün oruç tutarım ben.”

O yıllarda yaş kaç? Tabi ki 19–20.

Ezanlar merkezi sistem olmadığı için ezanı cami imamı okurdu. Bu yüzden caminin daimi cemaatinden birkaç kişi cami önünde sembolik de olsa iftar yapar, ezan okunur, ardından akşam namazı cemaatle camide kılınırdı.

Özellikle Ramazan ayındaki kürsü vaazları, akşam ile yatsı arasında her gün okunan salalar ve ezanlardaki o yanıksı sesiyle yakın tarihte hatıralarımızda iz bırakmış Celal Hocamı (Celal Kahraman) ve kendine has makamıyla ezan okuyan halaoğlum Ramazan Alkan’ı (Karamehmed’in Hafız) anmadan geçemeyeceğim.

Rabbim her iki hocamıza ve Varsak’ta görev yapmış tüm hocalarımıza; vefat edenlere rahmet, yaşayanlara sağlıklı ve uzun ömürler versin.

Ha unutmadan… O yıllarda bir televizyon kanalında İbrahim Tatlıses İstanbul için iftar vaktinde akşam ezanı okurdu.

İftardan sonra, teravih namazından önce bazen ufak mevlitler okutulur; namazdan sonra Mülk Suresi okunurken cemaatin önüne Topkek, Halley gibi küçük ikramlar bırakılırdı.

Namaz çıkışı bazen diğer mahallelerin kahvesine gidilir, bazen onlar bizim kahveye gelirdi. Çay eşliğinde sohbetler edilirdi.

Çay parasını da her gün farklı bir hayırsever karşılardı. Hayırsever dediğimize bakmayın; genelde mahalleden biri:

“Bugün çaylar benden.” derdi.

Kadir Gecesi ise o yıllarda bir başka olurdu. Teravihten sonra başlayan kutlamalar, sokaklardaki çocuk sesleriyle sabaha kadar sürerdi. Mevlitler okunur, kasideler, tevhidler, ilahiler söylenirdi.

Sabah namazı camide kılınmadan kimse evine gitmezdi.

Sahuru, iftarı, mevlidi, teravihi, çay muhabbeti derken arefe günü gelirdi.

Halkımız, 1978 yılına kadar bayram sabahı mezarlık ziyaretine giderken; 1979 Ramazanı’ndan itibaren bu ziyaretleri arefe günü ikindi namazından sonra yapmayı uygun görmüştür. O yıldan bugüne kadar arefe günü mezarlık ziyaretlerimiz dillere destan şekilde devam etmektedir.

Mezarlıkta şeker toplama anısı olmayan çocuk Varsaklı değildir.

Şeker toplarken en büyük sloganımız ise:

“Amca şeker!”

Bayram yemeklerine gelince…

Bizim Orta Mahalle eski camide bayram namazından sonra herkes evinden çorbasından etlisine, tatlısından turşusuna kadar yemek getirirdi. Rahmetli Koca Bıyık Halil Amca (Allah rahmet eylesin) ağzında uzun Parlement sigarasıyla adeta saha amiri gibi organizasyonu yönetirdi.

Isıtılması gereken yemekleri tekrar ısıtır, servis ettirirdi.

Yemek yenir, ardından cami imamı gür sesiyle dua ederdi.

El birliğiyle başlayan Ramazan ayına, yine hep birlikte bayram sabahı yapılan toplu bayramlaşma ile veda edilirdi.

Sanırsam 1990 ya da 1991’de son kez yapıldı bizim camide. Sonra “kışa denk geldi” denilerek yapılmadı. Yaz ayına denk geldiğinde ise o muhterem insanların çoğu Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştu.

Yerlerini dolduracak evlatlar da çıkmayınca bu güzel adetimiz rafa kalktı.

Bildiğim kadarıyla bu bayram yemeğini devam ettiren tek cami Filiz Camii cemaati.

Eskilerin dediği gibi:

İmkân varken zaman yoktu,
Zaman varken imkân yoktu,
Şimdi ikisi de var ama heves yok.

Velhasıl kelam…

Ramazan-ı Şerif 33 yılda bir turunu tamamladı. Ama biz insanoğlu biraz değiştik.

Allah-u Teâlâ bizlere ömür verdiği müddetçe İslami yaşamayı nasip etsin.

Namaz ne güzel bir ibadet ki kılmasını bilene…
Oruç ne güzel bir ibadet ki tutmasını bilene…

Esen kalın, sağlıcakla kalın.

ALİ OYA

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.